HASTANELERDE 16-24 NÖBETİNE SON VERİLSİN.SAĞLIK PERSONELİ KÖLE DEĞİLDİR İmza Kampanyası

22 kişi imzaladı. Hedef 1.500 imza!

HASTANELERDE 16-24 NÖBETİNE SON VERİLSİN.SAĞLIK PERSONELİ KÖLE DEĞİLDİR!
<p><b><span>SAYIN BAŞBAKANIMIZ VE SAĞLIK BAKANIMIZ!</span></b><br><br><span>Sağlıksız bir beden eğitim veremez,yürüyemez.</span><br><span>Sağlıklı birey yetişmesi için sağlık personeli sağlıklı olmalıdır.</span><br><span>Memur 8 saat çalışırken benim meslekdaşım 9 saat çalışmakta ve o 1 saat mesai olarak verilmemektedir.</span><br><span>16 saat nöbet 24 saate,24 saat nöbet ise 36 saate çıkmaktadır.</span>(sabah 8 de nöbet alan arkadaş ertesi güne kadar full ayakta ve hastalarla ilgilenmektedir.Uyumak&nbsp; yok.)yoğunbakımda 16 saat nöbete kalan bir arkadaş eve pert geliyor.6 saat daha uyumak zorunda kalıyor uykusuz çünkü.yani 24 saat evden kopuk sosyal yaşamdan kopuk.El insaf diyoruz.</p><ul><li><span>4 yaşından küçük çocuğu olan hemşire "Anne" nasıl 16-24 nöbetine bırakılır?</span></li><li><span>yoğunbakımda çalışan sağlık personeli; Hem hemşirelik hem hasta bakıcılığı yapmaktadır.</span></li><li><span>Yoğunbakım,acil,ameliyathane gibi özellikli branş birimlerinde ek ödeme katsayısı ve yıpranma payı daha fazla olmalıdır.</span></li><li><span>Ameliyathane,yoğunbakım ve acil personeli en fazla 5 yıl aynı yerde çalıştırılmalıdır.İlerleyen dönemlerde psikolojik bunalım vb. sosyal durumlar yaşamamaları için.<br></span></li></ul><ul><li><span>Acil de sağlık personeli arakadaşım nasıl ezilmesine müsade edilir?</span><br></li></ul><ul><li>Sağlık Bakanlığı istatistiklerinde <span>100 bin kişiye 182 hemşire ortalaması göze sokulurken,dışarda 1000 lerce sağlık personeli işsiz iken neden kadro verilmemektedir..!</span></li></ul><ul><li><span>neden tek cetvel maaş sistemine geçilmemekte?</span></li></ul><ul><li><span>neden 1350 tl den sağlık personeli emekli edilmeye mahkum ediliyor?</span></li></ul><p>Sağlık Camiasının hakkı büyük.Biz buradan Seslendik sesleniyoruz.<br><span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; SAYGILARIMIZLA</span></p>

Kampanyanı Başlatan

musa kocakiren

22 Nisan 2019

Kategori

Sağlık

Güncel İmzalar

Yorumlar

Daha önce bu şartlarda çalışmış bir hemşire olarak kampanyaya gönülden destek veriyorum.Bu sıkıntıların aynısını yaşadım. Şimdi sağlık ocağındayım.

nuray k.

22 May 2013

Sağlıkçılar köle değildir!!!!!

Rabia Ş.

05 Mar 2013

koroner yoğun bakımdayım, gün aşırı nöbet tutuyorum, 2 ayda psikolojim çöktü, daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum. evliyim eşim de nöbet usulü çalışmakta ben buraya geçtiğimden beri belirli saatlerde birbirimizi görüyoruz, bu ne biçim sistem, umarım bir çözüm bulunur, şartlar iyileştirilir...

ilknur d.

05 Mar 2013

imza atan arkadaşlar mailinize gelen imza linkini lütfen onaylayınız

musa k.

03 Mar 2013

Tüm sağlık personeli arkadaşlardan imza kampanyasına destek olmalarını rica ediyorum

musa k.

18 Şub 2013

köleliğe son...

adem k.

15 Şub 2013

sağlık çalışanının ezilmesine darp edilmesine uzun nöbet sistemlerine karşıyım

emre a.

15 Şub 2013

Eşimle birbirimizi göremez olduk, 24 saat nöbetten bıktık usandık 4 ayda. Aday memur olmasına rağmen istifa edecek, çocuğumuz da ben de eşimi göremiyoruz...

mehmet t.

07 Şub 2013

Sağlık personeli arkadaşlar lütfen sessiz kalmayalım

musa k.

31 Oca 2013

Haberler / Güncellemeler

  • Yoğun bakımda çalışan hemşirelerin riskleri
    28.12.2013
  • Sağlıkçılardan Müezzinoğlu'na çağrı

    Erözgün, 14 Mart Tıp Bayramı öncesi sorunlarını hatırlatarak, 24 saat kesintisiz hizmet veren sağlık çalışanlarının haklarının tam olarak iade edilmediğini ve adaletsizliklerin giderilmesi için gözle görülür bir düzenleme görmediklerini belirtti. Tüm Sağlık-Sen Genel Başkanı Okay Erözgün, döner sermaye gelirlerinin emekliliğeyansıtılması gerektiğini, sağlık çalışanlarının yeni çıkan ek ödeme yönetmeliğinden beklentilerinin çok fazla olduğunu, ancak beklenen iyileştirmeler yapılmadığı için hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi. Erözgün, artan iş yoğunluğu nedeniyle sağlık çalışanlarının fiili çalışma sürelerinin haftalık 45 saati bulduğunu ve bu durumun verimliliği düşürdüğünü dile getirdi. Erözgün, genelgenin yürürlükten kaldırılarak, kanunda öngörüldüğü gibi haftalık 40 saat çalışma süresinin fiili olarak uygulanması gerektiğini belirtti. BRANŞLARDA LİSANS TAMAMLAMA HAKKI Erözgün; ebelik, hemşirelik ve sağlık memurluğu bölümleri için lisans tamamlama hakkı verildiği halde yaklaşık 100 binlerce ön lisans mezunu diğer sağlık çalışanının hala lisans tamamlama hakkı beklediğini kaydetti. Erözgün, tüm branşlarda lisans tamamlama hakkının getirilmesi gerektiğini vurguladı. Erözgün, unvan değişikliği sınavının, en son üç yıl önce yapıldığını ve çok az sayıda kadro ilan edildiğini ve 2013 yılı içerisinde unvan değişikliği sınavının yapılmasını istediklerini söyledi. 2012 yılında yapılan görevde yükselme sınavına 6 bin çalışanın girdiğini ve ancak 2 bin çalışanın atamasının yapılmasının haksızlık olduğunu belirten Erözgün, en kısa zamanda gerekli kadronun ilan edilerek, sınavı kazanan 2 bin 351 kişinin de atamasının yapılmasını ve ayrıca, kamu görevlisi olmayan aile sağlığı çalışanları, vekil ebe ve hemşireler ile 4/C kadrosunda çalışan personellerin kadroya geçirilmesini istedi. "AĞIR İŞ YÜKÜ ALTINDA EZİLİYORLAR" Sağlık çalışanlarının, ağır iş yükü altında ezildiklerini ve tükenmişlik düzeyinin ciddi oranda yükseldiğini anlatan Erözgün, "Sağlık çalışanları, yıpranma payları gözetilerek polis ve askerler gibi fiili hizmet süresi zammından faydalandırılmalıdır. Çalışanlarda memnuniyetsizliğe neden olan sorunların başında performans sistemindeki adaletsizlik gelmektedir. Döner sermaye dağılımındaki sorunlar, çalışanlar arasında adaletsizlik duygusunun hakim olmasına sebebiyet vermektedir. Tüm çalışanların memnuniyetini esas alan yeni düzenlemelere acilen ihtiyaç vardır." ifadelerini kullandı. Okay Erözgün, devlet ve üniversitelerde hekimlerin tam gün çalışmasını desteklediklerini belirterek, kamuda çalışan hekimlerin özelde çalışmayı tercih etme sebeplerinin araştırılmasını ve tam gün çalışmayı kabullenmeleri için gerekli koşulların oluşturulması gerektiğini dile getirdi. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin gün geçtikçe arttığını ve her an şiddete maruz kalma düşüncesinin psikolojik çöküntü yarattığını anlatan Erözgün, "Şiddetle iç içe sağlık hizmeti verilemez. Sağlık çalışanı-vatandaş arasında huzur ve güven ortamı yaratılmalıdır. Şiddeti önlemenin tek yolu ise caydırıcı cezaların uygulanmasıdır." dedi. Sağlık alanındaki yenilikler her geçen gün arttığı gibi sağlık sistemindeki yeniliklerin de artması gerektiğine vurgu yapan Erözgün, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'na, "Sistem yavaş ilerliyor. Sağlıklı bir toplum için yeni ve köklü reformlara ihtiyaç duyulmakta. Sağlıksız bir sistem, vatandaşa sağlıklı bir el uzatamaz. Sağlık çalışanını memnun eden bir sistem vatandaşı da memnun eder. Sağlık Bakanlığı'ndan hayal kırıklığı yaratmayan yeni düzenlemeler bekliyoruz." çağrısı yaptı. www.gazetekamu.com
    11.03.2013
  • Mobbing yüzünde hemşire intiharın eşiğine mi geldi?

    Mobbing İle Mücadele Derneği Başkanı Hüseyin Gün, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, hakkında çok sayıda mobbing (psikolojik yıldırma) şikayet başvurusu aldıkları baş hemşire A.B ile ilgili iddiaları incelemeye aldıklarını söyledi. Gün, baş hemşirenin, “Benim arkamda Sağlık Bakanlığı müsteşarı var. Kimsenin gücü yetmez” diyerek’ mobbing yaptığı belirtiliyor” dedi. Hemşire intiharın eşiğine mi geldi? Mobbing yüzünden bir hemşirenin intiharın eşiğine kadar geldiği, hemşirelerin kendi aralarında bile konuşmaktan çekindiği belirtiliyor. Dernek başkanı Hüseyin Gün, protokol hastanesinde psikolojik tacizle ilgili yaşanan sorunu T24’le paylaştı. Hastanede 500 kadar hemşire çalıştığını ve hemşirelerin önemli bölümünün, başhemşireden yakındıklarına dikkat çeken dernek başkanı Gün, olaya Sağlık Bakanlığı’nın el koymasını istedi. “Ortada bir korku imparatorluğu havası var” diyen dernek başkanı Gün, Başbakanlık’ın mobbingle mücadele için genelge yayımladığına dikkat çekti. Gün, başhemşirenin Sağlık Bakanlığı müsteşarının adını kullanarak mobbing uyguladığına ilişkin iddiaları çok ciddi bulduklarını söyledi. Gün’ün değerlendirmeleri şöyle: 'Kime güvenerek mobbing yapıyor ?' -Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü A.B kime güvenerek mobbing yapıyor? Sağlık Bakanlığı Müsteşarının kendisinin arkasında olduğunu, kimsenin gücünün kendisine yetmeyeceğini söylediği iddia edilmektedir. 2003-2007 yılları arasında Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği Şefi ve Başhekimi olarak görev yapan müsteşarla başhemşirenin aynı hastanede birlikte çalıştıkları söyleniyor. - Başhemşire Ankara’da Başbakanın genelgesine rağmen mobbing yapıyorsa sayın müsteşar bu durumu vicdanına, yeni sağlık Bakanına, başbakana ve kamuoyuna bunu nasıl izah edecektir? ‘Sütü azaldı’ -Bir hemşire kendisine yapılan psikolojik tacizler sonucunda intiharın eşiğine geldiğini, psikolojik tacizlerden sonra psikolojisinin bozulduğunu, çalışma isteğinin bittiğini, işinden iyice soğuduğunu, çocuğunun bu süreçten çok etkilendiğini, sütünün çok azaldığını, eşi ile ayrılmanın eşiğine geldiklerini iddia etmektedir.
    08.03.2013
  • Can güvenliği istiyoruz

    Yenimahalle'de bulunan Onkoloji Hastanesi önünde toplanan grup üyeleri, ‘Şiddet sağlığa zararlıdır', ‘Can güvenliği istiyoruz' dövizleri açıp, ‘Sağlıkçıya uzanan eller kırılsın' sloganları attı. Toplanan grup adına açıklamayı Türk Sağlık-Sen Ankara 1 Nolu Şube Başkanı Orhan Yılmaz yaptı. Yılmaz, 14 Mayıs-1 Ekim 2012 tarihleri arasında hastanelerde 2 bin 94'ü sözel şiddet, 990'ı fiziksel şiddet olmak üzere toplam 3 bin 84 şiddet olayının rapor edildiğini söyledi. Yılmaz, "Bakanlığın hukuk birimlerine 2 bin 106, adli mercilere de bin 982 olayın intikal ettirildiğini bizzat Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanmıştır. Söz konusu resmi beyan hastanelerde şiddetin tespitine yönelik ilk resmi veri olması ve durumun vahametini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Ortaya çıkan rakamlara bakıldığında sadece adli sürecin işletildiği şiddet olaylarının bile ne kadar yoğun yaşandığı ortaya çıkmaktadır." dedi. Sağlık çalışanlarının sürekli şiddete maruz kaldığını, darp edildiğini aktaran Yılmaz, şiddetin yaşanmadığı kurum şiddete uğramayan sağlık çalışanının kalmadığını söyledi. Onkoloji hastanesindeki bazı çalışanların da darp olayına maruz kaldığının altını çizdi. Tutuklu yargılama gibi şiddete caydırıcılığı arttıracak unsurların hayata geçirilmesi gerektiğini aktaran Yılmaz, güvenli çalışmanın sağlık çalışanlarının hakkı olduğunu sözlerine ekledi.
    08.03.2013
  • Sağlık çalışanlarına hakarete hapis cezası

    İşlediği bir suçtan dolayı Kırşehir E Tipi Kapalı Cezaevi'nde hükümlü olan ve sağlık sorunları nedeniyle 2012 yılı Ekim ayında getirildiği Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Dr. Hüseyin Kahraman, hemşire Nuray Kubilay ve sağlık memuru Rıza Göktaş'a hakaret ettiği iddia edilen Koray Melih Öke hakkında, Kırşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nde açılan kamu davasında mahkeme kararını verdi. Duruşmaya, sağlık çalışanları Kahraman, Göktaş ve Kubilay ile Adana E Tipi Kapalı Cezaevi'nde cezasını çeken tutuksuz sanık Öke katılmadı. Bunun üzerine, sanık ve mağdurların talimatla alınan ifadeleri, mahkeme salonunda okundu. Kahraman'ın ifadesinde, sanığın Kırşehir E Tipi Kapalı Cezaevi'nde kaldığı dönemde, sağlık sorunu nedeniyle sık sık hastaneye getirildiğini belirterek, ''Kendisi şeker hastasıdır. Kasıtlı olarak kola içip kendisini hastaneye sevk ettirmektedir. Hastaneye geldiği zaman da, tedaviyi kabul etmiyor. Olay günü de bize 'soytarılar' demiştir. Görevimizi yapmamıza engel olmuştur'' dediği belirtildi. Hemşire Kubilay ve sağlık memuru Göktaş'ın da ifadelerinde, sanık Öke'nin kendilerine ''soytarılar'' dediğini vurguladıkları kaydedildi. Sanık Öke'nin ise ifadesinde, olay sırasında kendisinin şeker hastası olduğunu belirterek, ''Olay sırasında şekerim 600'ün üzerine çıktığı için şuur bulanıklığı yaşamıştım. Buna dair doktor raporum vardır'' dediği ifade edildi. Mahkeme heyeti, hükümlü sanık Öke'ye, olay günü ''kamu görevlisi olan mağdurlara, kamuya açık alanda tek bir eylemi ile zincirleme bir şekilde hakaret ettiği'' gerekçesiyle toplam 4 yıl 1 ay hapis cezası verdi.
    25.02.2013
  • Nöbet tutmayan hemşire rapor yenileyecek

    Kamu Hastane Birlikleri’ne bağlı hastanelerde mazeret göstererek nöbet tutmayan sağlıkpersoneli, sağlık raporlarını yenileyecek. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Kurumu, genel sekreterliklere bağlı hastanelerde sağlıkkurulu raporuna istinaden mazeret göstererek nöbet tutmayan sağlık personelinin sağlıkraporlarını yenilemelerini istedi. SağlıkBakanlığı'nca 26 ilde 38 hastane, sağlık kurulu raporları vermeye yetkili Hakem Hastane olarak belirlendi. Ebe ve hemşireler bu hastanelerden veya tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporlarını yenileyebilecek. Şubat ayı başında Kurum Başkanı Hasan Çağıl imzalı genel sekreterliklere gönderilen yazıda, "Sağlıkmazereti nedeniyle sağlık kurulu raporuna istinaden nöbete girmeyen hemşire, ebe ve hemşire yetkisi almış sağlık personelinin, Bakanlığımızca Hakem Hastane olarak yetkilendirilen en yakın hastaneden, mümkün olmadığı takdirde tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporlarının yenilenerek ve idare tarafından onaylanarak asıl nüshalarının 15 Mart 2013 tarihine kadar genel sekreterlikleri tarafından kurumumuza gönderilmesi istenmiştir" denildi. Sağlık problemi nedeniyle nöbet tutamaz raporu alan personelin acil servis, yoğun bakım ünitesi, ameliyathane gibi özellikli hizmetlerde çalıştırılması, gerekirse mesai kaydırma yöntemi ile hizmetsunabilecekleri çalışma programlarının oluşturulması istendi.
    25.02.2013
  • Hekimi tehdite 5 ay hapis cezası!

    Ankara Tabip Odası Hukuk Bürosu tarafından takip edilen şiddet davalarından biri daha sonuçlandı. Mahkeme, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan bir hekimi tehdit eden hasta yakınına 5 ay hapis cezası verdi. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi’nde 23 Aralık 2010 tarihinde yaşanan olayda bir kadın hasta yakını, acil serviste görev yapan ve çocuğunu muayene eden asistan hekim B.A’yı“Sen buradan çıkamayacaksın, seni öldüreceğim” diyerek tehdit etti. Bu sözlü şiddet olayı üzerine başlayan adli soruşturma sonucu saldırgan hakkında Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde ceza davası açıldı. Dava sürecinde tanık olarak dinlenen ve aynı hastanede görev yapan sağlık çalışanları, hasta yakınının hekime yönelik tehdit eylemini doğrularken; savunması alınan sanık ise suçlamayı reddetti. ATO Hukuk Bürosu avukatları tarafından asistan hekim adına yürütülen davanın dördüncü duruşmasında esas hakkındaki kararını veren mahkeme, sanığın tehdit suçunu işlediğini sabit görerek, hakkında 5 ay hapis cezası verdi. Ceza hükmünün açıklanmasını 5 yıl süre erteleyen Mahkeme’nin kararı doğrultusunda sanık bu süre zarfında denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacak.
    25.02.2013
  • Türkiye'nin Doktor ve Hemşire Açığı Var

    Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Tam Gün Yasası ile ilgili yeni bir formül arayışı İçin yarından itibaren hekimlerle görüşmelere başlayacağını kaydetti. Müezzinoğlu, "Biz hekimlerden azami verimliliği elde edemezsek, 20 bin açığımız da varken sağlıkta başarımızı devam ettirebilmemiz çok mümkün olmaz. Aynı şekilde 50 bin hemşire açığımız var. Önümüzdeki yıl da bunu hızlı kapatmak için çalışıyoruz. Bunlar bakanlık olarak bizi en çok yoran konu olacak." Gazetecilerin, "Tam Gün Yasası ile ilgili yeni bir formül bulundu mu?” şeklideki sorusunu cevaplayan Sağlık Bakanı Müzzinoğlu, "Yarın sabah itibariyle görüşmeler başlayacağım. İstanbul’da iki farklı toplantı yapılacak. Bu akşam bir farklı grupla buradan dönüşte görüşmelere başlayacağım. Salı ve Çarşamba Ankara’da ülkemizin farklı bölgelerindeki üniversite yetkilileriyle görüşeceğim. Hafta sonuna kadar görüşeceğiz. Hocalarımızın ve üniversitelerin temel talepleri nelerdir? Özel üniversitelerimizin bu durumdaki sıkıntıları nelerdir? Taraflarımızı sağlıklı dinleyip sağlıklı çözümler ve hem kalıcı olabilen, hem de geliştirilebilen sistematiği kurmaya çalışacağız. 15 gün yoğun bir çalışma döneminden sonra ilkesel bakış açımız netleşmeye başlar." dedi. "GEMİ HASTANELERİ GELİYOR" Ayrıca Türkiye’de sağlık hizmetlerinin her geçen gün daha da geliştiğini anlatan Müzzinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ambulans helikopter ve uçaklar bundan 10 yıl önce rüyalarda görülse inanılmazdı. Bugün ambulans helikopter ve uçaklarımız yayıldı. Biz 2002 yılında göreve geldiğimiz de 640 ambulansımız vardı. Biz şimdi bin ambulansın ihalesine sadece bu yıl çıkıyoruz. İşte bakan olduğumun haftasında da 480 adet ambulansın dağıtımını yaptık. Bunun içinde yüzen gemi hastaneleri de olacak. Biz deprem bölgesindeyiz. Türkiye’nin nerede sıkıntısı varsa, deniz yoluyla çözeceğiz. Bu yüzden bizim 2 yada 3 tane yüzen gemi hastanelerimiz olacak. Bu anlamda Türkiye sağlıkta çok farklı boyuta geldi. Bu yolculuğun sağlıklı bir şekilde devam etmesi gerekir." "HEKİM AÇIĞINI KAPATMAK İÇİN 20 YILA İHTİYACIMIZ VAR" Sağlık hizmeti verenlerin sorunlarını ortak akıl ile çözme niyetinde olduklarını ifade eden Sağlık Bakanı Prof. Dr. Mehmet Müzzinoğlu, "Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında hekim açığı ve sağlık çalışanı açığı geliyor. Biz 125 bin hekimimizle en ideal hizmet vermek zorundayız. Şu anda 20 bin uzman hekim ve 10 bin de pratisyen hekimi açığı var. Bu açığı kapatmak için 15-20 yıla ihtiyacımız var. Bu hekimleri millete kazandırmak için ortamla 15-18 yıl süreye ihtiyacımız var. 18 yıl sonra ilave 30 bin ihtiyacımız var. 30 binlik ihtiyacımız devam edecek. Tabi önümüzdeki yıllarda tıp fakültesinin öğrenci kapasitesini artıramazsak. Bakanlık olarak kamu özel iş birliğiyle şehir hastaneleri kuracağız. 4-5 yıl sonra hizmete girecek. Tıbbi teknoloji sorununu çözmekte sorun olmaz. Ama hekim sorunu çözmekte çok sıkıntılar olacak. Hükümet ve bakanlığımız en çok yıpratan konu bu olacak." şeklinde konuştu. Bakan Mehmet Müzzinoğlu, şunları söyledi: "Biz bu 125 bin hekimden azami verimliliği elde edelim. Biz hekimlerden azami verimliliği elde edemezsek, 20 bin açığımız da varken sağlıkta başarımızı devam ettirebilmemiz çok mümkün olmaz. Aynı şekilde 50 bin hemşire açığımız var. Önümüzdeki yılda bunu hızlı kapatmak için çalışıyoruz. Bunlar bakanlık olarak bizi en çok yoran konu olacak. Ama biz sağlık çalışanlarının geleceğe güvenle bakabilmeleri ve onların birikimlerinden azami istifade etmeyi merkeze koyacağız. Hekimlerimiz ve üniversite hocalarımızdan her türlü her ortamda mesleklerinden istifade etmeyi istiyoruz."
    25.02.2013
  • Sağlık personeli zor insanlarla başa çıkma eğitimi alacak

    ağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin çözümü için önemli bir projeyi hayata geçiriyor. Bakanlık şiddet sorununu iletişim ve zor insanlarla başa çıkma dersleri ile çözmeye çalışacak. Bakanlığa bağlı sağlık tesislerinde çalışan doktorlardan, hemşirelere, güvenlik görevlerinden sağlık memurlarına kadar görevli personele Çalışan Hakları ve Güvenliği Eğitimi verilecek. Eğitimlerde sosyal hizmet uzmanı, psikolog, halkla ilişkiler uzmanları ve hukukçular tarafından iletişim, zor insanlarla başa çıkma, stres yönetimi ve öfke kontrolü, beden dili gibi eğitimleri verilecek. Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu (TKHK) tarafından 81 ilde bulunan 87 Kamu Hastaneler Birliği’ne ‘Çalışanların Hakları ve Güvenlik Eğitim Modülü’ başlıklı bir yazı gönderildi. Kamu Hastaneleri Birliği’ne bağlı sağlık tesislerinde çalışan tüm personelin güvenilir ortamda ve yüksek motivasyonla sağlık hizmeti sunması amaçlandığı belirtilen yazıda, “Etkili iletişimde bulunabilen çalışanlarımızla insan ilişkilerindeki sorunların en aza indirilmesi, dolayısıyla sağlıklı toplumsal ilişkiler kurulabilmesi, sağlık çalışanı ve hasta güvenliğinin sağlanması amacıyla Hasta, Çalışan Hakları ve Güvenliği Genelgesi yayınlandı.” denildi. Tüm sağlık tesislerinde TKHK ile koordinasyonu sağlayacak Hasta, Çalışan Hakları ve Güvenliği Birimleri Sorumluları belirlenecek. Sorumlular kuruma bağlı sağlık tesislerinde tıbbi sosyal hizmet, hasta hakları ve güvenliği, çalışan hakları ve güvenliği uygulamasını takip edecek. Çalışma kapsamında TKHK Tıbbi Hizmetler Başkanlığı, Hasta, Çalışan Hakları ve Güvenliği Birimleri koordinasyonunda sağlık tesislerinde çalışan tüm personele çalışan güvenliği ile eğitim verilecek. SAĞLIKÇILAR 5 GÜNLÜK EĞİTİMDE PSİKOLOG VE HUKUKÇULARDAN DERS ALACAK Eğitimler, üniversitelerden destek alınarak sosyal hizmet uzmanı, psikolog, halkla ilişkiler uzmanları, hukuki süreç hakkında bilgili kişiler tarafından verilecek. Eğitimler kapsamında hekimler, hemşire,sağlık memuru, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı, odyolog, röntgen teknisyeni, anestezi teknisyeni ve diğer sağlık çalışanlarından oluşan meslek grupları, güvenlik, hasta kabul ve temizlik personelleri 5 günlük eğitim programına katılacak. Hasta, Çalışan Hakları ve Güvenliği Birimleri tarafından eğitime katılan kişilerin bilgilerinin yer aldığı değerlendirme raporu hazırlanacak. Raporlar en geç 28 Haziran 2013 tarihine kadar Hasta Hizmetleri Başkan Yardımcılığı, Hasta Çalışan hakları ve Güvenliği Daire Başkanlığı’na elektronik ortam yoluyla gönderilecek. Çalışan Hakları ve Güvenliği Kapsamında çalışanlara verilecek eğitimler şunlar: -Hekimler: İletişim ve Empati, Stres Yönetimi, Tükenmişlik Sendromu, Zor İnsanlarla Başa Çıkma. -Hemşire, sağlık memuru, psikolog, diyetisyen, sosyal hizmet uzmanı, odyolog, röntgen ve anestezi teknisyenleri, diğer sağlık çalışanlarından oluşan meslek grupları, güvenlik, hasta kabul ve temizlik personelleri: İletişim ve Empati, Beden Dili, Stres Yönetimi ve Öfke Kontrolü, Tükenmişlik Sendromu, Zor İnsanlarla Başa Çıkma. -Özel hizmet alımı yoluyla istihdam edilen güvenlik görevlisi, hasta kabul ve temizlik personeli: İletişim ve Empati, Beden Dili, Görgü Kuralları, Profesyonel İmaj, Kişisel Bakım, Stres Yönetimi ve Öfke Kontrolü, Tükenmişlik Sendromu, Zor İnsanlarla Başa Çıkma. Cihan Haber Ajansı
    21.02.2013
  • Sağlık personeli bu kadar mı değersiz?

    Son dönemlerde sağlık çalışanlarına zalimlik derecesinin de ötesinde saldırılar yapılıyor.Hayatı boyunca ona buna laf yetiştirmekten, kendini yetiştirememiş sefiller ise bu saldırıları adeta alkışlayarak karşılıyor. Geçenlerde okuduğumda kanımın çekildiğini hissettim. Ağrı'da bir hasta yakını, 7 aylık hamile doktora kızıp karnına defalarca tekme atıyor. En ufak bir acı, bir sızı ve insanlık adına en küçük bir his duymadan tekmeliyor, tekmeliyor ve yine tekmeliyor. Çocuklara şiddetin, kadına şiddetin, anaya babaya, öğretmene, öğrenciye ve dahi börtü böceğe şiddetin bile pik yaptığı bu coğrafyada artık ana karnındaki çocuğa şiddet uygulayacak kadar dip yaptık, alçaklaştık demek ki... Haberin altındaki yorumlara göz attım. Eğilimi şiddet ve öldürmek olan bir toplumda bu cehennem tazılarını alkışlayanlar neler yazıyordu neler. Merak ettim, sağlık mensuplarına yönelik saldırı haberlerinin neredeyse hepsini tek tek inceledim. Hepsinde benzer yorumlar... "Kimbilir doktor veya hemşire yine neler yaptı?" diye başlayan, "Hakediyorlar kardeşim", "Zaten çok para alıyorlar", "Oh iyi olmuş" diye biten bir sürü hastalıklı yorum alt alta iliştirilmişti. Savaşlarda bile sağlık personelinin dokunulmazlığı varken, saldırıyı reva gören bu ucube beyinlilere ne demeli bilmiyorum. Köpek bile kendisini tedavi eden veterineri ısırmazken, sağlıkçıları dövmekten keyif alan saldırganları hangi canlı sınıfına sokmak gerek, onu da sizlere bırakıyorum. **** Gelin bugün doktorlar ve hemşireler neler yapıyorlar da saldırıya uğruyorlar bunu samimiyetle tartışalım. Ne yapıyorlar? Hastanın birinci derecede yakınları bile evde horul horul uyurken, onlar hastanın başında nöbet bekliyor, saat başı gelerek kontrollerini yapıyor, ilaçlarını büyük bir özenle bedenine şifa için zerk ediyor, hatta yemeğini ve suyunu yatağına kadar servis ediyorlar. İniltiler, feryatlar ve hezeyanlar içinde ve sadece ama sadece canı yananların şikayetlerini dinliyorlar. Bundan daha büyük kötülük olur mu? Bazen "keşke" diyorum.. Keşke şu doktorlar şöyle 5 gün toplu halde tüm hastaneleri boşaltsa... Boşaltsa da, şu "İshalden gittik, bakmadılar" diyen beyin ishaline yakalanmış zümre şöyle sokaklarda acı içinde kıvransa... Kıvransa da, yumruk attığı, tekme attığı o görevlilerin ne kadar özel, ne kadar mukaddes olduğunu bir anlayabilse... Yapamazlar işte, yapamıyorlar. Duvarda "hasta hakları bildirgesi" vardır çünkü. O bildirgede, "Beğenmediğin doktoru dövebilirsin" maddesi varmışçasına birileri döverek, söverek onların hakkından gelmeye çalışır. Ne acıdır ki; Ne sendika, ne bakanlık ne de başka bir yer. Onların ne tutunacak bir umutları, ne sarılacak bir hayalleri vardır. Kimsesiz, sahipsizdir onlar. Yukarıda da dedim ya hani. Bebeğini düşürsün diye doktorun karnına tekme atan ayı için bile kesilen hiç bir ceza yoktur. Döven dövdüğüyle övünür. Hayatımın tamı tamına 10 yılı hastanelerde geçti. 7 yılı gazeteci olarak. Sayısız sağlık skandalı haberi yaptım. Sonra 3 yıl danışmanlık yaptım o hakkında skandal haberleri yaptığım sağlık mensuplarına... Neler yaşadıklarını iyi bilirim. Kuşkusuz hepsi sütten çıkmış ak kaşık olmayabilir. Kabahati olanları mutlaka vardır. Hangi meslek grubunda yok ki çürük elma söyleyin hadi? Sadece canı yananların derdiyle ilgilenmek, şikayetlerini dinlemek nedir, bilir misiniz? Siz ayağı kırılmış bir adamın fotoğrafına "Ay psikolojim bozulmasın" diye bakamazken, onlar o kırık ayaklar, parçalanmış bedenler, ahlar vahlar arasında bir tam günü mesaide geçiriyor işte. 3 yıllık danışmanlık süreci içinde yaşadıklarım inanılmazdı. Bilirsiniz; Yoğun Bakım ünitesi, mikroplardan tamamen arınmış, hastanın sağlık personeli tarafından an be an takibinin yapıldığı çok özel bir odadır. Buradaki hastaların çoğu da işte bu yüzden, yani enfeksiyondan kaybedilir çünkü bağışıklık sistemleri sıfırdır. Bu nedenle sağlık personeli dışında oraya kimse giremez. Bunu kapıya gelen hasta yakınına anlatamıyorsun. Adam, "ben oraya gireceğim" diyor! Giremeyince öküzlüğü tutuyor oraya buraya boynuz sallıyor. Sadece bu mu? Biri, "Ben buradaki herkesten daha acilim" diye yarışa girişmiş. Diğeri, doktorun yazdığı ilaca, "Bu bana iyi gelmez" diyor. Öteki, "Ben kalp krizi geçirdim sen bilmiyon doktor" diyor. Beriki, "Sen şurama da bir bak" derdinde. Birine, "Birşeyin yok senin" diyor, "Nasıl yok yav? Sen doktor olduğuna emin misin?" diyor. Ötekine, "Sen daha iyileşmemişsin" diyor, aldığı cevap, "Sen iyi ilaç verdin de ben mi iyileşmedim" oluyor. Yemin ederim bunu bizzat kulaklarımla duydum. Adam karısını hastaneye getirmiş. Bildiğin kadın hastalıkları. Kapıda sıra beklerken tembihliyor: "Doktor soyun derse soyunma. Sen görmesen de olur. Bir ilaç ver ben gideyim" dersin. Bağ ikinizi de o odada boğazlamayayım." Ahıra hayvan diye bağlamazsın ama, gel gör ki doktor onu da iyileştirmeye çabalıyor düşünün işte. **** Geçenlerde bir doktor arkadaşımla bu saldırı olaylarını konuştuk. Ocak ayı içinde 6 kez nöbet tutmuş ve 1300 hastaya bakmış. Nöbet başına kaç hasta düşüyor. Tam 216 hasta. Yahu hepsini öpüp göndersen bile ruhen bedenen bitersin! E bunlar sırada çok bekledikleri için saldırıyor. Oraya iki doktor daha koyamayan devlet adına doktor yumruk, hemşire tokat yiyor. Doktorun veya hemşirenin kesip attığı tırnak etmeyecek insanlar vahşiliğin ölçü birimi olan şiddete başvuruyor. Sonra "Niye yaptın angutyos kardeş" diye sorulduğunda, biri "Doktorlar ve hemşireler bize tepeden bakıyor" diyor. Onların işi hastayla ilgilenmek, seninle laklak değil. Oturup pişti falan oynamadıkları için mi sana tepeden bakmış oluyorlar? Sakın sen kendini küçük görmüş olmayasın? Bir diğeri saldırı gerekçesi olarak "Gergindim biraz" diye cevap veriyor. Hata sağlık personelinde kardeşim! Adam gergin. İçeri girer girmez bir sedyeyi şezlong niyetine cam kenarına açmazsan, adam akıllı bir tai masajı yapmazsan, tabi ki dayak yersin! İşin daha acı tarafı ne biliyor musunuz? Bu işi maalesef medya da çok fazlasıyla körüklüyor. Kurtlar Vadisi'ndeki hastane sahnelerine bir bakın. Doktor ve hemşireler mafya tipli adamların huzurunda uşak gibi koşuşturuluyor. Önceleri Memati "İyileştir ulan" diyerek doktor dövüyordu. Nöbeti Abdülhey devraldı şimdi de. Daha geçen hafta doktor hırpalayan Abdülhey'in tavırlarını izleyin. "Bir doktor olsa da dövsem be" diye insanın iştahını kabartıyor. Doktorlar dizisini saymıyorum bile. Yıllarca Kutsi bir başka doktorun peşinden, Yağmur Atacan diğer hemşirelerin arkasından kişneyip durdu. Baytar yerine yanlışlıkla hastaneye gelen hayvanlar doktorları boş boş oturup diğer doktorun, diğer hemşirenin peşinden koşturan ve gün aşırı birbiriyle fingirdeşen kişiler olarak görüyor, hal böyle olunca Abdülheyler hastanelerde gün be gün artışa geçiyor. Bize ise, bu yaratıklarla aynı vatanda yaşamanın utancını yaşamak kalıyor.
    19.02.2013
  • Sağlık çalışanlarının öldürülmesini mi bekliyorsunuz?

    Bir önceki yazıda sağlık çalışanlarının sıkıntılarını yazmıştım. Bazı dostlarım çok sert yazdığımı, gelen tepkilerin sert yazmamdan kaynaklandığını söyledi. Şöyle tekrar gözden geçirdim yazdıklarımı.. Az bile yazmışım dedim içimden. Herkesi memnun etmek sadece ahmakların hayali olduğuna göre, yapılacak tek şey inandığımız doğruları bir uğultu haline dönüştürebilmek. Vahşi halleriyle koca bir ülkeyi utandıranlarla aynı safta olmaktansa, küfür yemeyi göze almak daha onurluca gelir bana. Şiddeti savunan üç-beş sefilin hali, utançlarını gizleme telaşından başka birşey değil. Dağ eteklerinde, karların altında kalmış taştan daha soğuk yürekler için henüz bir merhem veya iksir icad edilmedi. Yüreklerini kansere kurban vermişler için tüm insanlık dua etse de nafile. İrfan sahibi insanlar bizi anladı ya, sağlık çalışanlarına yüreğini açtı ya, gerisi sivrisineğin kanadı kadar önemli değil. **** Dedim ya, olumsuz tepkiler pek bir cılızdı. Destek verenlerin sesi adeta kabaran denizler gibi dalga dalga yayılarak, kusursuz bir haykırışa dönüştü. Mesleğini, canından aziz bilen onbinlerce sağlık çalışanı #BuSesiDuyun diyerek sosyal medyayı adeta inletti. Bugüne kadar sessiz kalan bazı kurumlar harekete geçti. Dizi ve filmlerinde şiddeti adeta toplumun bilinçaltına zerkeden büyük (!) medya ise adeta teneşir uykusunda. Sağlık çalışanlarının saldırıya maruz kalması, onlar için silikon takmış bir mankenin göğüsleri kadar bile önemli olamıyor maalesef. Galiba hastanelerden sağlık çalışanlarının tabutlar içinde çıkmasını bekliyorlar haber yapmak için... Geçenlerde gözüme ilişti. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, kasırgayı andıran sesi duyduğunu göstermek için twitter ortamında sağlık çalışanlarının isyan twitlerini takipçileriyle paylaştı. Umarım ki bu iş bir twiti RT etmekle kalmaz. Kalırsa kötü olur. Hem de çok kötü olur! Bir savaş barutu kıvılcıma dönüşüyor. İnfilak kaçınılmaz! Derhal müdahale olmazsa, korkarım ki yakında görev başında katledilen sağlık çalışanlarının isimleri birer ikişer duyulmaya başlanacak. Eğer bu devlet büyükse, sağlık çalışanlarının titreyen ayaklar üzerinde görev yapmalarına seyirci kalmamalı! Sağlık çalışanlarının can güvenliğini garanti altına alacak yasalar ivedilikle çıkarılmalı. Görev başındaki sağlık çalışanlarına yapılan ve yapılacak saldırılara ağır hapis cezaları verilmeli. Saldırganların sosyal güvencelerinin devlet tarafından sonlandırılması gibi yaptırımlar uygulanırsa en azından kanayan bu yaraya geçici bir pansuman yapılmış olur. Can kurtarma derdinde olan bir kurumun fedakar çalışanlarına garez içinde saldıranlara merhamet gösterilirse çözüme ulaşmak mümkün olmayacak. "Olmayacak" diyorum çünkü gelen her kötü haber bir sonrakini gölgede bırakıyor. Bakın son örneğini dün başkent Ankara'da yaşadık. Doktor, hasta bebeğin muayenesini yaptıktan sonra, tahliller istiyor. Gelen idrar kültür tahlillerinin iki gün sonra çıkacağını söyleyip hasta için bir iki ilaç yazıyor. Bu sırada hasta bebeğin annesi, "Bebeğe ancak iki gün sonra bakabilirim dedi" deyince babası, anlamadan, dinlemeden ipini koparmış hayvan gibi saldırıyor, doktorun yüzünü kanlar içinde bırakıyor. Bunun için "Derhal harekete geçmeli. Yoksa çok kötü olacak" diyorum. Çünkü bu sakat kafaları iyileştirecek bir sargı bezi hastanelerde yok! SEN YAZAR MISIN ULAN! Dedim ya çok cılız tepkiler geldi o yazıdan sonra diye... Yazıdan sonra posta kutusuna bakarken, bir okurun gönderdiği eleştiri ve hakaretin içiçe geçtiği elektronik posta gözüme ilişti. Şiddete meyilli olduğu belli olan arkadaş, yazdığım yazıdan ötürü kızmış, "Sen yazar olduğunu mu sanıyorsun be!" diye döşenmiş de döşenmiş! "Ben sana gönderilmiş bir cezayım" dedim verdiğim cevapta.. Biraz sonra bir mail daha geldi.. "Ne diyorsun sen be?" diye soruyordu bu kez. "Allah sana, Necip Fazıllar, Nazım Hikmetler, Mehmet Akifler, Cemil Meriçler, Peyami Safalar gönderdi, kıymetini bilmedin. Bunun üzerine beni sen ve senin gibilerine ceza olarak gönderdi. Kaçarın yok bana katlanacaksın artık" dedim. "La olum sen manyak mısın?" diye chat ağzıyla yazılmış bir mail daha gönderdi. Bu kez ben de aynı chat ağzıyla cevap verdim, uyardım: "Sen asıl benden sonra geleceklerin halini düşün. Ben senin yerinde olsam benim kıymetimi bilirdim!" Uyarımı dikkate aldı mı almadı mı bilmiyorum ama, "La tittir git beeeaaa" diye yazmış, sonuna gülücük işareti koymuştu. Kaynak:Süleyman Özışık/İnternet Haber
    19.02.2013
  • Sağlık Çalışanına Şiddet Ankara’da

    Ankara Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi'nde bir asistan doktor arkadaşımız daha görevi başında iken hasta yakının saldırısına uğradı. Boynunda ve başından darbe alan doktor 10 günlük rapor aldı Bugüne kadar önüne geçilemeyen şiddet bir kez daha çirkin yüzünü gösterdi. Şiddetin önlenmesi için yapılacak çalışmaların yanında toplumun da bilinçlendirilmesi ayrı bir önem arzetmekte. Çünkü şiddet öyle bir boyuta geldi ki; bırakın insanları caydırmayı, neredeyse cesaret veriyor. Bir doktorun, bir sağlık çalışanının hakarete uğraması ya da darp edilmesi normal bir olay değil. Şiddetin yaptırımı ağır olmalıdır ki sözkonusu şiddete uğrayanlar insanlarımızın sağlığı için mesaisini harcayanlarsa... Hasta ya da hasta yakını sağlık çalışanına hakaret ettiğinde ya da darp ettiğinde yaptırımının ne olacağını bilmelidir. Sağlık-Sen olarak saldırıya uğrayan arkadaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Saldırının sorumlularının hak ettiği cezayı alması için sürecin takipçisi olacağımızın bilinmesini ve bu tür olayların artık yaşanmaması için gereken adımların atılmasını istiyoruz.
    19.02.2013
  • Yoğun Bakım Hemşirelerinin Duygusal Tacize Maruz Kalma Durumlarının İncelenmesi

    Amaç: Duygusal taciz (mobbing) dünyada ve ülkemizde önemli bir olgu haline gelmiştir. Sağlık sektörü göz ardı edilmeyecek oranda duygusal taciz olaylarının yaşandığı alan olarak görülmektedir. Hastanelerde diğer mesleklere göre kadın çalışan sayısı oldukça fazladır ve sağlık çalışanları arasında hemşireler bu grupta ilk sırada yer almaktadır. Duygusal taciz açısından yoğun bakım hemşirelerinin diğer sağlık profesyonellerinden daha fazla risk altında olduğu tahmin edilmektedir. Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin bireysel özelliklerini, duygusal tacize maruz kalma nedenlerini, çalışma ortamı kriterlerini ve algılama düzeylerini tanımlamak amacıyla planlanmıştır. Gereç-ve Yöntemler: Araştırma 15/09/2008-25/12/2008 tarihleri arasında İzmir'de ki üç hastanede çalışan 162 yoğun bakım hemşiresi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplamada; hemşirelerin demografik özelliklerini ve duygusal tacizi algılamayı ölçen iki anket formu kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin %69.8'inin yaş grubu 20-30 yaşları arasında olup yaş ortalaması 28.09 ± 5.09'dur. Hemşirelerin %58'i lisans mezunu, %61.6'i yoğun bakımda 1-5 yıl çalışmaktadır. Bu araştırmada yoğun bakım hemşirelerinin %79'u meslek yaşamı boyunca duygusal tacize maruz kaldıklarını belirtmişler. Hemşirelerin duygusal tacizi algılama ölçeği genel puan ortalamaları orta düzeyde (120.32 ± 29.10) saptanmıştır. Sonuç: Yoğun bakım hemşirelerine karşı duygusal taciz önemli bir sorundur. Hemşireler sağlık hizmetlerindeki kötü çalışma koşulları ve duygusal taciz uygulayanlara karşı kanun ve yönetmeliklerin yanı sıra idari mekanizmaların yetersizliği hemşireleri uygun olmayan bir iş ortamında çalışmaya zorlayan önemli faktörlerdendir. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım; hemşire; duygusal taciz Turkiye Klinikleri J Nurs Sci 2011;3(1):29-37 Tuğba AKSU, Asiye AKYOL
    18.02.2013
  • Hemşire Rabia Yeşim Önal'a vahşi dayak!

    Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde görevli hemşire Rabia Yeşim Önal, hasta yakınları tarafından nasıl vahşice dayak yediğini Habertürk TV’ye anlattı.

    http://www.moralhaber.net/video-galeri/haber-yasam/hemsire-rabia-yesim-onala-vahsi-dayak-/

     

    Önal’ın olayı anlatırken ruh halinin hala bozuk olduğu dikkatleri çekerken akıllara dört tane erkeğin bir kadını bu kadar vahşice nasıl dövebildiği geldi. Hemşire Rabia Yeşim Önal’ı ekran başında izleyenlerin tüyleri diken diken olurken böyle vahşice davranan kişilerin cezalarının basit olmaması gerektiğini düşündü.

    Hemşire Önal, başından geçen vahşeti korku dolu gözlerle şöyle anlattı: "Dört tane erkek beni dövdü. Saçlarımdan tutup yerde tekmelediler. Hastamıza bir şey olsun sizi yaşatmayız, dediler. Ben bir andan sonrasını hatırlamıyorum bile. İki gündür kafam o kadar çok ağrıyor konuşamıyorum bile. O kadar kendimi kötü hissediyorum ki..."

    03.02.2013